Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Türkiye’nin en yüksek sıcaklık değerlerine sahip kentlerinden Şanlıurfa’da, yaz aylarında 40 derecenin üzerine çıkan hava sıcaklığı günlük yaşamı güçleştirmektedir. Ağustos döneminde kent merkezindeki termometrelerin 47 dereceyi kaydettiği günlerde, aşırı sıcaktan uzaklaşmak isteyen vatandaşların en önemli duraklarından biri yeniden Balıklıgöl olmuştur.
Vatandaşların dahi dayanmakta güçlük çektiği bu kavurucu sıcakların, Balıklıgöl ekosisteminde yaşayan balık popülasyonunu nasıl etkilediği konusu uzmanlar tarafından değerlendirildi. Hava sıcaklığının 45 derece barajını aşması, göl suyunun da aynı seviyeye ulaştığını mı göstermektedir? Su ısındığında su canlıları için beliren en büyük tehlike nedir? Balıkların yüzeye doğru hareket etmesi ne anlama gelmektedir ve suya ekmek atılması biyolojik dengeyi nasıl etkilemektedir?
Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Muhammed Yaşar Dörtbudak, Şanlıurfa İli Çevre Koruma Vakfı (ŞURÇEV) Müdürü Siracettin İlhan ve Harran Üniversitesi Bozova Meslek Yüksekokulu Öğr. Gör. Ömer Sait Kılıç, konuya ilişkin bilimsel değerlendirmelerde bulundu. Yapılan incelemeler, Balıklıgöl’ün sahip olduğu doğal koruma mekanizmasının yanı sıra dikkatle izlenmesi gereken risk faktörlerini de gözler önüne sermektedir.
Balıklıgöl havzasındaki balıkların aşırı sıcak hava dalgalarından nasıl korunduğunun anlaşılması için gölün hidrolojik yapısının incelenmesi gerekmektedir. Doç. Dr. Muhammed Yaşar Dörtbudak tarafından aktarılan verilere göre Balıklıgöl, taban noktasından çıkan yeraltı suları vasıtasıyla beslenen karstik nitelikli bir kaynak gölü durumundadır. Bu jeolojik yapı, atmosferik sıcaklık ile su sıcaklığı arasında belirgin bir fark meydana getirmektedir.
Geçmiş yıllarda yürütülen akademik çalışmalardaki giriş, orta ve çıkış noktası ölçümlerine değinen Dörtbudak, hava sıcaklıklarında görülen sert artışların su kütlesine aynı oranda yansımadığını aktarmıştır. Akademik ölçümlerde en düşük su sıcaklığı kasım döneminde 18 derece seviyesinde kaydedilirken, temmuz ve eylül aylarında yüksek hava sıcaklıklarına karşın su sıcaklığının en çok yaklaşık 27 derece seviyesine ulaştığı tespit edilmiştir. Bu verilerin anlık ölçümler değil, Balıklıgöl üzerinde gerçekleştirilen geçmiş bilimsel araştırmaların sonuçları olduğu ifade edilmektedir.
Balıklıgöl’ü durağan su kütlelerinden ayıran temel unsur, devamlı olarak kaynak suyu girişiyle beslenmesidir. Yaklaşık 1 ila 3 metre derinliğe sahip göle taban kısımlarından sürekli su girişi gerçekleşirken, tahliye kanalları vasıtasıyla fazla su dışarı aktarılmaktadır.
Dörtbudak’a göre gerçekleşen bu kesintisiz sirkülasyon, aşırı sıcak periyotlarda göl bünyesinde doğal bir “termal kalkan” vazifesi üstlenmektedir. Bir diğer deyişle Şanlıurfa genelinde hava sıcaklığının 40–45 derecenin üzerine tırmanması, göl suyu sıcaklığının da eşdeğer seviyelere geleceği anlamına gelmemektedir. Ancak bu doğal bariyer, yüksek sıcaklıkların su canlıları açısından hiçbir tehdit barındırmadığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Asıl risk teşkil eden parametre, su içerisindeki çözünmüş oksijen miktarıdır.
Su sıcaklığının yükselmesi ile çözünmüş oksijen konsantrasyonu arasında ters orantılı bir ilişki mevcuttur. Geçmiş dönemlerde yapılan bilimsel ölçümlerde, çözünmüş oksijen miktarının kasım ayında 8,7 mg/L düzeyine ulaştığı, eylül ayında ise gölün çıkış sahasında 6,5 mg/L seviyesine kadar gerilediği belirlenmiştir.
Sıcaklığın yükselmesi suyun oksijen tutma potansiyelini düşürmekle kalmamakta, aynı zamanda kimyasal ve biyolojik süreçleri hızlandırarak organik bileşenlerin parçalanması için tüketilen oksijen miktarını da artırmaktadır. Bu iki sürecin eşzamanlı yaşanması durumunda balıkların faydalanabileceği oksijen seviyesinde düşüş gözlemlenebilmektedir.
Yüksek sıcaklık dönemlerinde yalnızca suyun ısısına odaklanmanın yetersiz olduğunu belirten Doç. Dr. Dörtbudak, çözünmüş oksijen miktarının 4 mg/L’nin altına düşmesinin su canlıları açısından ciddi ve yıkıcı etkiler oluşturabileceğini ifade etmiştir. Takip edilmesi gereken diğer kritik parametreler arasında amonyak, amonyum, biyokimyasal oksijen ihtiyacı, pH ve nitrat azotu yer almaktadır.
Geçmiş araştırmalarda temmuz ayında göl çıkışındaki amonyum seviyesinin 0,87 mg/L olarak ölçüldüğü belirtilmiştir. Dörtbudak, su ekosistemlerinde balıklar için amonyak tolerans sınırının 0,10 mg/L olduğunu vurgulamaktadır. Amonyak kaynaklı risklerin sıcaklık yükselişi ve oksijen azlığı ile birleşmesi, balıklar üzerindeki baskıyı artırabilmektedir. Ayrıca geçmiş çalışmalarda gölün orta kesiminde temmuz ayında biyokimyasal oksijen ihtiyacının 5,1 mg/L seviyesine yükseldiği kaydedilmiştir.
Gölde yaşayan canlıların yüzeyde toplu halde hareket etmesi, dip katmanlarda oksijen seviyesinin azaldığına işaret edebilmektedir. Yetersiz oksijen durumunda balıklarda solungaç hareketlerinde hızlanma, uyuşukluk hali, yem reddi, koordinasyon kaybı, yön bulma güçlüğü ve ileri safhalarda yan veya ters yüzme gibi semptomlar izlenebilmektedir.
Balıkların yüzeye yönelmesinin ana nedeni, atmosferle doğrudan temas kuran üst su katmanındaki oksijenden istifade etme çabasıdır. Bu doğrultuda davranışlardaki kitlesel farklılıklar uzman birimler için kritik bir izleme kriteri oluşturmaktadır.
Mevcut tabloyu değerlendiren ŞURÇEV Müdürü Siracettin İlhan ve Harran Üniversitesi Bozova MYO Öğr. Gör. Ömer Sait Kılıç, halihazırda herhangi bir olağandışı durumun söz konusu olmadığını bildirmiştir. Yetkililer, hava sıcaklığından ziyade su sıcaklığında meydana gelebilecek ani yükselişlerin su faunası açısından önem taşıdığını ve gereken hallerde havalandırma kapasitesinin artırılması ile yem satışlarının sınırlandırılması gibi önlemlerin devreye alındığını aktarmıştır.
Göldeki su kalitesi ŞURÇEV koordinasyonunda 24 st çevrim içi olarak takip ediliyor. Periyodik su numuneleri Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ŞUSKİ laboratuvarlarında analiz edilerek ilgili kurumlara iletilmektedir. Olası balık ölümleri kayıt altına alınmakta ve süreç Şanlıurfa Valiliği bünyesinde İl Sağlık Müdürlüğü, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, DSİ, halk sağlığı birimleri, GAPTAEM ve Harran Üniversitesi iş birliğiyle takip edilmektedir.
Ziyaretçiler tarafından göle kontrolsüz şekilde atılan ekmek ve benzeri organik maddeler, bakteriyolojik ve kimyasal ayrışma süreçlerini hızlandırarak sudaki oksijenin hızla tükenmesine yol açabilmektedir. ŞURÇEV, alandaki balık yemlerinin tek elden sağlandığını ve balıkların günlük gereksinimlerine göre kısıtlı miktarda satışa sunulduğunu belirtmiştir. Aşırı yemlemenin balıkların oksijen gereksinimini artırabileceği vurgulanmaktadır.
Öte yandan yetkililer, insan elinde yer alan mikroorganizmaların göl ekosistemine taşınarak hastalık riskini yükseltmemesi adına Balıklıgöl suyuna ellerin sokulmaması gerektiğini önemle hatırlatmaktadır.
Balıkların kitlesel olarak su yüzeyine çıkması, sudaki bulanıklık artışı, dipte organik madde birikmesi ve denge kaybı yaşayan balıkların varlığı kritik uyarı göstergeleri arasında sıralanmaktadır.
Şanlıurfa’daki kavurucu yaz mevsiminde Balıklıgöl’ü koruyan yapı; tabandan beslenen kaynak suyu, sürekli su sirkülasyonu ve kurumların yürüttüğü düzenli analizlerin bir araya geldiği dengeli bir sisteme dayanmaktadır.
Bilimsel dayanak notu: Yapılan değerlendirmelerde Balıklıgöl üzerine yayımlanan 2003 ve 2004 tarihli fiziksel ve kimyasal su kalitesi araştırmaları, 2021 tarihli balık faunası incelemesi ve 2022 yılında neşredilen “Kutsal Şehrin Kutsal Gölü Şanlıurfa Halilü’r-Rahman Gölü (Balıklıgöl)” isimli akademik çalışma referans alınmıştır.