Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin köklü şehirlerinden Şanlıurfa, tarihi dokusu, sıra geceleri, yöresel kıyafetleri ve asırlık gelenekleriyle geçmişten günümüze uzanan önemli bir kültürel mirasa ev sahipliği yapıyor. Bununla birlikte gelişen teknoloji ve değişen yaşam şartları, kentteki geleneksel yaşam tarzını da doğrudan etkiliyor.
Şanlıurfalı vatandaşlara, “Şanlıurfa modernleşirken eski gelenek ve kültürlerini kaybediyor mu?” sorusu yöneltildi.
Bazı vatandaşlar tarihi yapıların doğal dokusunun muhafaza edilmesi ve gençlerin geleneklerle yetiştirilmesi gerektiğinin altını çizerken, bazı vatandaşlar ise modernleşmenin turizme katkı sunduğunu ancak kültürel değerlerin unutulmaya yüz tuttuğunu dile getirdi.
Tarihi yapıların özgün haliyle korunması gerektiğini ve yeni kuşağın teknoloji sebebiyle sokak kültüründen uzak yetiştiğini ifade eden vatandaşlardan Eren Malay şunları söyledi:
“Şanlıurfa Kalesi ve Göbeklitepe gibi değerlerimiz zaten tarihi yapılar ve oldukları gibi kalmaları gerekiyor. Bu tür tarihi alanları modernleştirmeye veya yenilemeye çalışmak doğru değil, tarihi dokunun kendi doğal haliyle korunması lazım. Ayrıca şimdiki çocuklara baktığımızda eski sokak kültürünün kalmadığını görüyoruz. Biz sokakta oyunlar oynayarak büyüdük. Şimdiki çocukların ise sokağa çıkma alışkanlığı yok. Aileler çocukların eline telefon ve tablet vererek evde vakit geçirmelerine neden oluyor. Kardeşimi bile bir gün olsun sokakta oynarken görmedim. Evin içinde büyüyorlar ve eski sokak kültürümüzü bilmiyorlar”
Hayata geçirilen çevre düzenlemelerinin ve modernleşmenin Şanlıurfa turizmine olumlu yansıdığını, fakat geleneksel yaşamın geride bırakıldığını belirten Sinan Behlül ise şu ifadeleri kullandı:
“Batıya özeniyoruz ve ona göre hareket ediyoruz ama eski Urfa’mız gelenekleriyle daha güzeldi. Eskiden yöresel elbiselerimiz giyilirdi, şimdi bunları pek göremiyoruz. Sıra gecelerimiz çoğaldı ancak eski özünden biraz uzaklaştı. Diğer yandan modernleşme ve turizm açısından baktığımızda Şanlıurfa gelişti ve bir turizm şehri oldu. Örneğin Göbeklitepe’miz var, Balıklıgöl’de yapılan yeni LED ışıklandırma ve aydınlatma çalışmaları turizm açısından kente çok güzel bir görünüm kazandırdı. Şehirleşme ve turizm konusunda iyi bir noktaya geldik, bunda hiçbir sıkıntımız yok; ancak gelenek ve göreneklerimizi unuttuk”
Kentin fiziki açıdan gelişim göstermesine karşın yeni kuşağın örf ve adetlerden uzaklaştığını, bu durumda aile büyüklerinin de sorumluluk taşıdığını vurgulayan İbrahim Halil Subaşı şöyle konuştu:
“Şehir olarak ileriye gidiyoruz ancak kültürel anlamda kayıplarımız var. Örf ve adetlerimiz gün geçtikçe unutulmaya yüz tutuyor. Dünyanın değişmesi ve Z kuşağı dediğimiz yeni neslin çoğalmasıyla birlikte kültürümüz geriye gidiyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri de büyüklerin küçüklere eski örf ve adetlerimizi yeterince anlatmamasıdır. Büyükler olarak çocuklarımıza ve gençlerimize ‘Atamızdan, dedemizden, ninelerimizden böyle gördük’ diyerek kültürümüzü aktarmamız gerekiyor. Gençler bu konuda kendi haline bırakılıyor, sonrasında ise gençlerin neden geleneklerden uzaklaştığından şikâyet ediliyor”
Yerel basın ve televizyon kanallarının kültürel mirası tanıtan içeriklere daha fazla yer ayırması gerektiğini de sözlerine ilave eden Subaşı, şunları kaydetti:
“Yerel televizyon kanallarında ve basında Şanlıurfa kültürünü anlatan programlara, sohbetlere daha fazla ağırlık verilirse çok faydalı olur. Bu sayede gençlerimiz de kendi kültürlerini daha yakından tanıma fırsatı bulur”
Kentteki manevi mekânların ruhuna uygun davranılması gerektiğini ve yöresel değerlerin yaşatılmasının önemine dikkat çeken Ömer Akdoğan ise açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Geleneklerimizi kaybediyoruz. Balıklıgöl gibi manevi ve kutsal kabul edilen mekânlarımızı ziyaret ederken oranın atmosferine ve maneviyatına uygun şekilde giyinilmesi, bu alanlara daha fazla hassasiyet gösterilmesi gerekiyor. Ayrıca eskiden çok yaygın olan halk oyunlarımızın bile giderek azaldığını görüyoruz. Avrupa’ya özenmek yerine kendi inancımıza, kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkmalıyız. Şu anda eski geleneklerimizi ve kültürümüzü yaşatmaya devam edenler sadece 40-50 yaş üzerindeki büyüklerimizdir”